depresyon - ara notlar 2 - psikanaliz testi

İnternette psikanaliz testi yaptım, bende çıkan semptomlara bak;

  • Major Depressive Disorder
  • Manic Episodes
  • Bipolar Disorder
  • Obsessive Compulsive Disorder
  • Post-Traumatic Stress Disorder
  • Generalized Anxiety Disorder
  • Panic Disorder
  • Agoraphobia without Panic Disorder

Yani diyor ki; “sen niye ölmedin hala amınakoduğum”. Sonucu ve test analizimin çıktısını word’e kopyaladım 11 puntoyla 6 sayfa tuttu.

Babalara gelmişim ben.

depresyon yazarimsana

depresyon - ara notlar 1 - yazmak hakkında

Ara notlar serinin bir parçası değil. Sadece ara notlar. Geyik. Makara kukara. Arada aklıma gelen ufak detaylar ama seriye dahil etmek istemeyeceğim şeyler. Biraz bana, istersen biraz da sana dair şeyler.

Bu sabah, yazmaya başladığımdan bu yana kendimi biraz daha huzurlu hissettiğimi fark ettim. Halbuki uzun zamandır düşündüğüm şeylerdi yazdıklarımın çoğu. Yazmaya, bir şeyleri anlatmaya dair farklı bir şeyler olsa gerek diye düşündüm, biraz bunlardan bahsedeceğim. Seni de yazmaya teşvik edeceğim ve bu notun sonunda sana bir teklifim olacak.

Kafanın içinde gezinen düşünceler içinde oradan oraya zıplamak gibi olmuyor yazmak. O kadar düşüncenin içinde gezinirken bir süre sonra insan nereden geldiğini, düşünceleri üzerinde ne sonuca vardığını ve nereye yönelebileceğini unutuyor. Bir şeyleri gözden kaçırabiliyor.

Ama yazmak öyle değil. Deneyimlediğin şeyler üzerine, onların sende yarattığı duygular üzerine ve bugün seni sen yapan sonuçları üzerine düşünmek başka şey; kendini bu deneyimlerine dair adam akıllı cümleler kurabilecek kadar detaylı analiz etmeye çalışmak ve bunları yazmak bambaşka şey.

Bilimsel bir çalışma için analiz ve kayıt yapar gibi. Kendi kendimin bilim adamı ve deneği oldum. Bazen keyifli bazen keyifsiz ama olsun.

Dün akşam bölüm 8 yayınlanmış, bu da ilk yazıdan bu yana 8 gün demek. Bu sürede epey bunalımlı bir iki gün geçirdim çünkü farkında olmadan bazı korkularımı da depreştirdim ama bugün kendimi 8 gün öncesine kıyasla biraz daha rahatlamış hissediyorum.

Bu süreçte epey yalnız kalmaya vaktim oldu. Belki de sadece yalnız kalabildiğim için huzurlu hissediyorumdur. Zaman gösterecek.

Size tavsiyem şu; yazın. Yazın ama bunu ciddi bir iş olarak ele alın. Benim buraya yazmaktaki motivasyonumu örnek gösterebilirim; “Bir gün benim gibi biri buraya geldiğinde, benim bu süreçte aradığım tarzda bir kaynak bulabilmeli”. Anlatacağım şeyler havada kalmamalı, gerekli tüm detayları ile hayat hikayemi de yazmalıyım ki benim nasıl biri olduğumu ve nasıl tepkiler verdiğimi; bir arkadaşını gözlemler gibi rahatlıkla kavrayabilmeli herkes.

Bu önemli bir şey. Bulabildiğim kaynaklar bana; bir rutini yakala, hedefler belirle, egzersiz yap, yeterince uyu diye direktifler verip bir de gerizekalı birine anlatır gibi rutinin, egzersizin, uykunun ne olduğunu anlatıyordu. “Amınakoduklarım ben bunları yapabiliyor olsaydım depresyonla ne alakam olurdu” diye başlayıp hayal etmenin sınırlarını zorlayan küfürler savuruyordum içimden. Benim esas sıkıntım bunları yapacak itilimleri, yönelimleri, istekleri kaybetmiş olmamdı. Sorunu çözmeden sorun yokmuş gibi davranacakmışım da sorunun geçmesini bekleyecekmişim. Her bir intihar için bu tarz şeyler yazan salaklardan birinin hayatını da almak gerek bence.

Sakinim…

Yani diyeceğim o ki; yazın ama yardımcı olmaya çalışır gibi, hassas bir mevzu üzerinde uğraştığınızı bilerek ve aceleye getirmeden.

Kendinizi, diplerinizi, kıyılarınızı, balta girmemiş ormanlarınızı, kafanızın içinde zıplayıp duran kaçık maymunlarınızı analiz edin. Sizin deneyimleriniz ve sizin cümleleriniz olsun. Kendinizi analiz edin.

Olabildiğince geçmişte neler yaşadığınızı ve ne hissettiğinizi (bu önemli) detaylıca hatırlamaya çalışın. Süreci, yaşadığınız şeyi ve sizde yarattığı duygusal tepkiyi düşünün. Neden böyle hissettim diye de sorun. “Bu olayı yaşamasaydım, böyle hissetmeseydim hayatım bugün nasıl olurdu?” diye sorun, düşünün, hayal etmeye çalışın. Süreci analiz edin.

Sonra yazın. Yazmak en son aşama. Öncesinde kendinizi ve sürecinizi analiz etmezseniz yazdıklarınızı bir çözümden çok ergen notlarına benzetebilirsiniz; “insanlar salak, insanları sevmiyorum, insanlar beni anlamıyor…” gibi.

Ve isterseniz, size önerim; yazdıklarınızı bana mail atabilirsiniz. Kişisel bilgiler talep etmedikçe sorular da sorabilirsiniz. Belki sizin yazdıklarınızdan kendime yol çizebilirim belki ama tek bir ricam var; günde 50 tane mail atıp günün her anında benimle iletişimde kalmaya veya sürekli sürekli benden geri dönüş almaya çalışmayın. Hatırlatırım ki ben de epey problemli bir insanım :)

Adres bu; yazarimsana@gmail.com

Bu da yazının son cümlesi.

depresyon yazarimsana

depresyon - bölüm 8 - bir aşk hikayesi

Hayatımda her şey her daim daha iyiye gidiyordu ama ben kendimi çok yalnız hissediyordum. Bir kız arkadaşım da vardı, iyi de kızdı ama ben bunu fark edemeyecek kadar göt bi herif olmuştum çoktan. Çünkü kadınlar göt seviyordu..

Yine böyle yalnızlık depreştiği bir gece, romantik bir komedi izleyeyim dedim. Love and other drugs diye bir film var, ona denk geldim. İzledim. Götüm düştü resmen. Bu dedim, aradığım bu! Bundan istiyorum dedim. Ertesi gün iyice keyfim kaçmış, hala filmin etkisinde, gideyim dedim starbucks’a oturayım, biraz havam dağılsın.

Evden çıkarken de şık şık giyindim, koku sıkındım, randevuya gider gibi hazırlandım. Kasıtlı bir şey değildi, o anki ruh halimle kendimi süslenirken buldum. Yola çıktım sonra. Yolda kaç tane arkadaşımı aradım, açan olmadı. Açsalar çağıracağım. Geri de dönmediler şansa. Gittim tek başıma oturdum. Bir süre müzik dinledim, sonra da bir arkadaşımı aradım, konuştuk.

Telefonda konuşurken, önümdeki masada oturan bi’kız gözüme çarptı. Kitaplarını yaymış, ders çalışıyor. Arkası bana dönük. Kalemliği çok ilginç gelmişti. Ben öyle kalemliğine bakarken bi’ara arkasını döndü, ben telefonda konuşurken o an göz göze geldik. Bi’süre sonra sandalyede yan oturmaya başladı. Sık sık göz göze geliyorduk, bakıp gülüşüyorduk.

Kış günü açık havada montuyla, siyah giyinmiş ve başında kırmızı beresiyle, kalın çerçeveli gözlüğüyle, saçları iki yandan omzuna dökülmüş o paspal haliyle o kadar tatlıydı ki…

Ben zaten akşamki filmden kalma romantizm dorukta, süslenip çıkmışım dışarı. Arkadaş bir şeyler anlatırken lafı ağzına tıkadım, dur dedim arayacağım ben seni birazdan.. “Lan ne oldu oğlum söylesene!” derken pıt kapattım telefonu. Beklemeye başladım. Tekrar baksın diye.

Tekrar göz göze geldik. Elimle işaret edip, kulaklığı çıkartmasını istedim. Kulaklığını çıkartınca kalktım, masasına oturdum. Merhaba dedim, adımı söyledim. Adını duyunca direk hatırladım, çok acayip bi’ismi vardı. Tumblr’da görmüştüm daha önce, tesadüfe bak! Dedim senin tumblr’ın olabilir mi? :) Çünkü o isimle aynı semtte bir başkasına denk gelme ihtimalim milyarda birdi.

Muhabbet öyle başladı. Bir iki saat ordan burdan çok keyifli bir sohbette kavrulduk. Kalkmadan önce, tişörtündeki çoktan seçmeli sorudaki seçeneklerden birini elimle işaret ettim. Doğrudan senden hoşlanıyorum demiş oldum. Gülerek kalktık, durağa kadar kolumda bana eşlik etti ve “seni bu kadar kolay bırakacağımı mı sandın” dedi.

Lanet olsun adamım kız her şeyi doğru yapıyordu o akşam! Her şey harikaydı, bizi orada iki sap bir araya getiren her şeyi “tesadüf” diye yuvarlayamıyor insan. Çok çabuk kaynaşmıştık, o günlerde sorsan ruh eşim derdim.

Kızla vedalaştıktan sonra tekrar arkadaşımı aradım; “Oğlum çok acayip bi’şey oldu. Aşık oldum galiba.”

Nitekim aradan aylar geçtikçe gariplikler başladı. Basit biri gibi görünmemek için birden kendini çekmeye başladı. Kışın buz gibi gününde götünün kıvrımında biten bir şortla, göğüslerinin ucuna kadar açık dekoltesiyle insan içinde gezen de kendiydi. Çelişkiler başladı. İlgi orospusu ne demek biliyor musun? Bu kız oydu işte. Kıskanırım oğlum ben, seviyorum seni kevaşe, az götün başın rahat dursun! :D

"Ben insanları süzerim benim karakterim böyle" diye herkesle süzüşmeler falan. Yer miyim amk çocuk mu eyliyorsun? Tartışmalarımız da çok boktandı be. Gayet doğru bir dille derdimi anlatırdım. Şirinlik yapıp geçiştirmeye çalışırdı, geçmemesi gereken sınırlar olduğunu hiç öğrenemedi. Sinirlenince de kötü oldum anasını satayım, sinirlenmeden söylesem sorun olmayacakmış. Lan başta söyledim ya zaten. Yok.

Tanımadan çok kaptırmamak lazımmış. Terk ettim.

Sonra tekrar barıştık ama o arada en yakın arkadaşıyla biraz yakınlaşmış, olabiliriz. Hatta sonra sarhoş aklımızla, beraber sırnaşık bir fotoğraf çekip ona göndermiş olabiliriz. Kayış kopmuş olabilir. Kavga çıkmış kıyametler kopmuş olabilir. Anladın sen onu..

Beraber olmuyordu ama onsuz da olmuyordu be. Aradan geçen yılların ardından görüyorum ki, karakter analizi çok doğruydu ve ayrılık da bir o kadar doğru karardı. Yine de, seviyordum be…

Bu güzel aşk hikayesinin boka dönüşmesinden ve kül kedisinin bal kabağıyla eve dönmesinden sonra hayatıma dair her şey boka sarmaya başladı.

Yükseliş ve göklerden düşüş..

benim-hikayem yazarimsana depresyon

Taş

kagittankayiklar:

İnsan sevmiyorum.

Tüm bu egosantrik zırvalıklar başımı ağrıtıyor artık. İşin kötüsü duyarsızlaşamıyorum da. Yüzümdeki ifadeyi kilitleyip günboyu onunla dolaşamıyorum. Çevremde ve dünyada olan bitenlere karşı iki jest bir mimik, facebookta bi atarlı cümle, twitterda üç beş hashtagle cevap…

Kabul ediyorum yatak hikayeleri daha heyecanlıydı :)

Anonymous asked:

yazcaksan yaz şunu kardeşim sanki yolsuzluk serisi yazıyosun,bu arada başkalarını beğen onlarda seni beğensin daha fazla okunsun,yoksa buraya niye yazıyorsun,hikayenin sonunda ya doğruyu buldun yada yanlışı tuttun

Hayranım sana Answer:

Şöyle yap böyle yap tarzı cümleler kurma bana.

Buraya yazıyorum çünkü canım buraya yazmak istedi.

Ben yazarım, sen istersen okursun.

Hikayenin sonunda doğruyu buldum ama yanlış tuttum galiba, çalışmıyor amınakodumunu.

Başlığı depresyon olsa da hikaye bunalım notları değil. İş hayatına dair, kadınlara dair, arkadaşlıklara dair, ilginç tesadüflere dair ve an itibarı ile henüz yayınlanmamış olsa da ülkede yaşanan olaylara, gizli örgütlere, gizemli bir takım olaylara dair bir yazı dizisi.

Bir noktada her şey birbirine bağlanacak. O gün geldiğinde bu yazdıklarımı okumayan biri için finalin hiçbir anlamı olmayacak.

Bir gün benim kafada biri bloğa düştüğünde cennete düşmüş gibi olacak. Diğerleri de hikayemde kendinden ufak tefek şeyler bulur, o da bana yetiyor zaten.

depresyon - bölüm 7 - kadınlar

Bir buçuk yılın ardından nihayet ihanetin intikamını almış, hayalini kurduğum şirkette çalışmaya başlamıştım. Öyle katıksız bir özgüvenle, öyle saf bir güce sahiptim ki; haykırsam sesimle binaları yıkardım!

Fakat, kaderini şekillendirebilmek varken binalarla kim uğraşırdı?

İşe girdiğimde anlaşmamız; “Stajyer olarak başlayacaksın. Bir yıl maaş yok, yol parası cepten, yemek için kart verilecek. Bir yılın sonunda olumlu geri dönüş olursa asgari ücretle kadroya gireceksin” şeklindeydi.

Dedim ya öyle katıksız bir özgüven; “Anlaştık!” dedim direk. Adım gibi emindim o kadar sürmeyeceğinden ama yanılıyor olsam da bir şey fark etmezdi. Sektörün bir numarasında işe girmek, evde oturmak yerine burda işi bilen insanlarla pişmek buna değerdi.

Süreç tam da beklediğim gibi gelişti; dört ay köle modeli çalıştım. Sihirli değnek hala içimde olsa gerek; peş peşe gerçekleşen bazı olaylar benim şirketteki durumumu daha kritik hale getirdi. Yeteneklerim, yöneticilerimi çok memnun ediyordu. Nihayet beşinci ay kadroya geçtim.

Söz verdiğim üzere; beni taksimle tanıştıran bir iş arkadaşıma/abime güzelliğinin karşılığı olarak bir gecelik eğlenceyi ilk maaşımla ben ısmarladım! Paranın gücünü iyice hissetmeye ve kendimi kaptırmaya başlamıştım. Kendimden yaşça büyük kadınların benimle nasıl ilgilendiklerine şahit oldum. Taksimde bir barda üç kişilik eğlenceyi tek başına nakit ödeyince avcıların radarına giriyormuş insan.

Nitekim şirkette durumlar öyle değildi. Her ne kadar stajyer olarak başladığım ilk gün bütün kadınlar üstüme çullanmış olsa da, insan kaynaklarından gelen bir tüyo bütün ilgiyi bir günde sıfıra vurdu; “O stajyer”. Bir günde ha, organize olmuşlar gibi, hepsi birden kestiler ilgiyi. O gün anladım ki; para yok, kadın yok!

Kadınlarla ilgili yeni şeyler öğreniyordum. Bazısı bu tarz deneyimlerle, bazısı bizzat ustasından. Garip bir adamdı ama kadınlarla ilgili ne söylediyse, zerre yanılmadı! Nitekim bir süre sonra, hoşlarına da gidiyor olsa; kadınların kafalarıyla oynamak, onlara yalanlar söylemek, canlarını yakmak, onları oyalamak, oyunlarla kuş avlar gibi kalplerini çalmak çok adice gelmeye başladı gözüme ve daha gerçek bir şeyler arzulamaya başladım.

Dilek kapısı açıkmış meğer; garip tesadüflerden bir aşk filizlenmeye başladı..

benim-hikayem yazarimsana depresyon

Bölüm 15’i yazıyorum. Çok yoruldum.

Her şeyi anlatıp, tüm pisliği iliklerimden atasım var.

Hikaye çok garipleşmeye başladı ama :)

"Deli mi sikti seni lan" diyen olur diye gerilmeye başladım.

Anlattıklarım başıma bela olur diye de korkmuyor değilim.

En iyisi uyuyayım, gece uyanır devam ederim.

yazarimsana

Bizi yalnız, tatminsiz, geleceği karanlık bir hayatı yaşamaya iten ve çaresizliğe boğan boş bir hayatı ölümü bekleyerek, günleri öteleyerek mi geçireceğiz? Daha katlanılabilir yapmak için kendimize amaçlar mı bulmaya çalışacağız? Gerçek bu kadar soğuk mu yoksa bir şeyleri mi gözden kaçırıyoruz? Bir amacı var mı var oluşumuzun? Neden her şey bu kadar yanlış? Bize rehberlik edecek kimse yok mu?

Bir abim bana, doğru soruları sor demişti; o zaman ne yapacağını
bileceksin..

yazarimsana depresyon

depresyon - bölüm 6 - ihanet

Süreci iyi kavramak ve nereye gittiğimi anlamak için bir süredir nereden geldiğimi ve geçmişte neler yaşadığımı, nasıl hissettiğimi hatırlamaya çalışıyorum. Bu yüzden 7 yıl öncesini analize başlamak için uygun gördüm.

Benim hikayem 15 mayıs 2007’de, o kızla tanışmamla başlıyor.

O zaman lise son sınıftaydım. Büyük sınav öncesi şehir dışına halamın yanına gitmiştim. Halam oradaki bir lisede öğretmendi. İstanbul’a döneceğim gün, sabah erken saatte, halamın ısrarı üzerine okula gidip onunla birlikte derse girmiştim.

Neden beni o kadar ısrarla çağırdığını sınıfa girer girmez anlamıştım. 30 kişilik sınıfta sadece 2 tane erkek vardı. Bütün dersi kaynattık. Sınıftan çıkarken elimde kızların hepsinin msn adresinin yazılı olduğu bir kağıt vardı.

Onun da adresi o kağıttaydı. Hepsiyle konuşmaya başlamıştık msn üzerinden ama o başkaydı. Aslında değildi ama ne bulduysam amk…

Her neyse :)

İki yıl biz liseli conconlar uzaktan ilişki yaşadık. İki yıl telefon elimizden bir an düşmedi. İlk defa aşık oluyordum. İlk cinsel ilişkimizi de birlikte yaşamış olmamızın etkisiyle ben hepten kendimi kaptırdım.

İki yıl sonunda ne oldu? Kız beni aldatıyormuş. Hem de ne yalanlarla böyle göz göre göre. 5 dakikalık bir telefon konuşması, bir arkadaşımın anlattıkları; bir anda o kadar anlamsız gözüken tartışmalara bir anlam katmıştı ve parça parça hiçbir anlam ifade etmeyen onca şey bir anda kocaman bir bütün olmuştu.

Beynimden vurulmuşa döndüm, yine de inanmak istemedim. Kızı aradım, bir isim söyledim. İnkarlar başlamadan önceki o sessizlik anı, o derin nefeslerin arkasındaki telaş zaten her şeyi anlatıyordu.

Hayatımda hiç o kadar ağladığımı hatırlamıyorum. Ne kadar naifmişim o gün anladım. Çok şeyi atlatıyor da insan aptal yerine koyulduğunda o kadar da kolay atlatamıyor.

Nefret ettim! Öyle temiz, öyle katıksız bir nefret ki…

Bütün bunlar yaşanırken ben bir yandan üniversite sınavında bi bok çıkartamamış, özel bir eğitim almak için bir eğitmenle anlaşmıştım. İhaneti öğrendiğimde derslere yeni başlamıştım. Zaman zaman derste ağlayasım gelir; boğazım düğümlenir, gözlerim dolardı. Sırf onu hatırlamamak için eğitime odaklandım. Bütün dünyaya kapattım kendimi. Yataktan kalktım çalıştım, tekrar yatağa girene kadar da durmadım. Tam 6 ay, her günüm böyle geçti.

Her günüm nefret doluydu. O çocukta bende olmayan ne vardı? Kendimi çok güçsüz ve çaresiz hissediyordum. Eğitimim bittiğinde nihayet kendimi ispatlama fırsatı bulmuştum nitekim istediğim başlangıcı yapmam için bir yıl daha evde çalışıp pişmem gerekecekti.

Bir yılın sonunda, nihayet şeytanın bacağını kırdım. Bir yıl boyunca o şirkete girmeye çalıştım, bir yıl boyunca o kızdan intikam alacak fırsat bekleyerek nefret besledim.

Öyle bir şey oldu ki o gün; ant olsun o günü asla unutmayacağım. Ben bir şey yaptım, anlatsam deli dersiniz. Biliyorum çünkü anlattım ve deli dediler :) O gün ben bir şey yaptım ve olayların akışı değişti. Öyle güçlü, öyle tarifsiz bir özgüveni yaşıyordum ki..

Bir yıl boyunca beni oyalayan firmadan bir görüşme talebi aldım. Aynı zamanda beni aldatan eski sevgilim tekrar yazmaya başladı. Bana beni hiç aldatmadığını, beni hiç unutamadığını söylemeye başladı. Düşünsene! Manyaktı, sihirli bir değnek dokunsa bu kadar olur. Direk sihirli değneğin üstüne oturmuş olmalıyım ki her şey bir anda benim lehime dönmeye başlamıştı.

Firmayla ilk görüşmemden sonra, şehir dışına kızla aylar sonra tekrar görüşmeye gittim. Hem de işe gireceğimden o kadar emindim ki içimden “iyi olur hem başlamadan önce son bir tatil yapmış olurum” diye geçiriyordum tereddütsüz, sanki işe alınmışım gibi.

Kızla bir barda buluştuk, öğleden sonrayı içerek geçirdik. O anlattı ben mala yattım. Öpüştük, oynaştık, sarıldık, koklaştık. Saat 3 gibi firmadan telefon geldi, bu sefer iş ciddiydi; merkez binada çalışmak istediğim bölümün başındaki şahısla görüşmem vardı.

Gariptir, kız bu habere benden daha çok sevinmişti. O gün, çalıştığım firmanın, yaptığım işin insanların gözünde bana nasıl bir sosyal statü kazandırdığına bizzat şahit olmuştum. Özellikle kadınların gözünde.

Şimdi bir düşün; son bir buçuk yılının her gününü nefretle ve intikam alma arzusuyla geçirmiş biri.. Düşman da koynuna girmeye hazır ve onun bir adamda arayabileceği her şey artık senin; para, saygın bir iş, özgüven, ortam, statü! Bunların açamayacağı kapı yoktu.

Sıçtım ağzına sıçtım! Maymun ettim kızı. Bazen üzülüyorum, tamam ihanetin karşılığını almalıydı ama bu kadarı da çoktu. Öldürücü darbeyi vurduğumda benimle evleneceğine inanıyordu. Ava giderken avlanmak, aptal yerine koymaya çalışırken aptalın allahı olduğunu anlamak sana ne hissettirirdi? Kendi oyununda kaybetmek, hem de defalarca..

O andan sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordum. Aradan geçen bunca yıldan sonra da o kıza zerre kızgın değilim artık. Hatta, eğer okuyorsan tatlım; teşekkür ederim. Sen beni aldatmasaydın ben kendimi işe bu kadar vermeyecek, bu kadar başarılı olamayacaktım. Yine de seninle mutlu olmayı tercih ederdim, emin ol.

Ve özür dilerim, adam olabileydim hiç bu kadar boka sarmazdık.

Özür dilerim..

benim-hikayem yazarimsana depresyon

rüyamda

Onun koca gölgesi tepemizde belirdiğinde bir arkadaşımla yan yana oturuyorduk. Arkadaşım saldırmak üzere yeltendiğinde omzundan tutup; “bana bırak” dedim.

Atladım adamın önüne. Uzun boylu, bana kıyasla iri yarı olmasına rağmen kendince zayıf bir vücudu var. Soluk ve cansız bir teni var.

Üzerime gelmeye başlıyor.

Elimde kabzası olmayan gümüş, boyum kadar bir kılıç var. Fabrikasyon bir katana ile katıldığım kılıç seminerinde öğrendiklerim aklıma geliyor. Doğrultup kılıcı, sol omzumun üzerinden boynunun sağına bir darbe indiriyorum ve boğazına kadar yarıyorum.

Adamın boynundan akan kanı izleyip, hiç sarsılmadan bana gelmeye devam ettiğini görüp şaşırıyorum. Bu sefer kılıcı karnımın hizasına çekip, güç almak için bir ayağımı arkaya atıyorum ve hızla kılıcı göğsüne saplıyorum. Tam o anda içimden; “kalp öbür taraftaydı” diye korkuyla geçiriyorum.

Adam eliyle kılıca uzanacak gibi oluyor tam, hemen çekiyorum kılıcı.

Bana bakıyor, gülümsüyor ve eliyle göğsünün öbür tarafını gösteriyor. “Aradığın burada” der gibi sanki. Ölmek ister gibi ama öldüremeyeceğimi bilir gibi, çaresiz bir rahatlık hissediyorum bakışlarında. Arkasını dönüp giderken, arkasından kalbine saldırıyorum.

Bir an sonra içinde bulunduğumuz kalabalıkta, beni bir adamı deşerken görenlerden kaçmak ve kalabalıkta kaybolmak için elimdeki kılıcı baston gibi kullanıyorum. Ucu yere değdiğinde kabzası yanağıma geliyor. Gözlerimi iyice kısarak kör numarası yapıyorum.

Gözlerimi yatağımda açıyorum. “Saldırmaya çalışmıyordu ki” diyorum.

ruyamda yazarimsana

Bugün Mehmet Pişkin’in intihar notunu seyrettim. O kadar tanıdık geliyor ki anlattıkları. 

Depresyon başlıklı yazılarımı bir hafta önce yazmaya başladım. Her akşam sıradaki yazıyı otomatik olarak yayınlıyorum.

"depresyon - bölüm 5 - pes etmek" başlıklı yazının sırası geldiği günün, 16 ekim 2014’ün sabahı kaydetmiş intihar notunu.

Derinde bir yer buldu. Özellikle videonun sonu…

izlemek isteyenler için

yazarimsana